Aşk Nedir? Nedir bu baş belası aşk?
Aşk başka bir varlığa karşı oluşan yoğun duygu halidir. Mantığın çerçevesinden kopan bir olaydır aşk. Beyniniz düşünemez olur. "Karar verme" kavramını unutmaya başlarsınız. Çünkü artık karar vermek sizin elinizde değildir. Hastalık olmaya başlar zamanla. Yakanıza yapışan bir illet haline dönüşür. Bıkarsınız. Yorulursunuz. Vazgeçmek istersiniz. Ama bunun gerçekleşmesi kesinlikle çok zordur.
Evet bir hastalık olarak nitelendiriyorum aşkı. Mantığın dışına taşan, insanı kendine zarar vermesine sevk eden bir kavram "hastalık" olarak nitelendirilir bence. Aşık olmak, başka bir varlığa bağımlı yaşamak akıllı işi değildir asla. Bağımlılıktır aşk. "Onsuz yaşayamam." gibi bir cümle sarf ettirir insana.
Sırtınızı yaslayın koltuğunuza ve derin bir nefes alın. Oksijeni en minik parçanıza kadar hissedin. Evet, şimdi bir düşünün. Aynı dünyada yaşayıp, aynı oksijeni soluduğunuz bir kişiye nasıl bağımlı olabilirsiniz? Onsuz nasıl yaşayamazsınız? Bu mümkün mü? Elbet ki değil. Tamamen bir hastalık halidir bu. İnsan, sağlıklı bir beyin yapısına sahip olmadığında sevgiyi bile aşk gibi bir şeye dönüştürür.
Peki ya ne yapmalıyız? Yalan mıdır aşk? Yani aşk yok mu diyorsun yazar bey? Kesinlikle hayır. Aşk vardır elbet. O klasik aşk yalan, inanmam triplerinde değilim. Sadece yapmamız gereken, aşkı da tadında yaşamaktır. Sevmek sevilmek muhteşem şeyler. Ama her şeyi mantık çerçevesinde değerlendirerek yaşamalıyız. Mutlu olmak, sağlıklı bir zihne sahip olmak istiyorsanız, her şeyi tadında yaşayın. Bağımlı olmayın. Bağımlılık zarar verir. Bağımlılık insanı mahveder. Şayet bir aşka kapıldıysanız ve mantık çerçevesine dönmeniz imkansız gibi geliyorsa, lütfen çok geç olmadan doktorlara başvurun. Unutmayın onlar kesinlikle deli doktoru değiller. Günümüz insanlarının neredeyse %90'ı sağlıksız bir zihin yapısına sahipler. Artık bu hastalıklar, psikolojik durumlar grip gibidir. Nasıl grip olunca doktora gidip "Her yanım sızlıyor, ölüyorum doktor bir çare..." diyebiliyorsanız, bu durumlarda da diyebilmelisiniz. Herkese sağlıklı bir zihin dünyası diliyorum.
Duygusal birisinden aşkı dinlediniz. Teşekkürler...
Duygusal Birisi
Duygusal birisinin kişisel bloğuna hoş geldin!
11 Temmuz 2014 Cuma
Aşk Nedir?
"İsimsiz Müşteri" isimli, Cem Karaca - Tamirci Çırağı'ndan yola çıkılarak yazılmış bir öykü çalışması
Aşağıda, Cem Karaca'nın Tamirci Çırağı isimli şarkısından yola çıkılarak yazılmış bir öyküyü okuyacaksınız. Serbest konulu bir öykü yarışması için oluşturulmuş bu öyküyü beğenmenizi umuyor ve değerli yorumlarınızı bekliyorum.
" Doğdu güneş penceresine usulca. Kamaştı gözleri. İstemeye istemeye açıldı göz kapakları. Güneşin içler ısıtan parıltıları onun için tek şey ifade ediyordu. İş vakti… Doğruldu ve sımsıcak yatağından çıkarttı çalışmaktan bitkin düşmüş vücudunu. Aynanın karşısında söylendi kendi kendine: “Nasıl bitecek bugün?” Çaresizce büktü boynunu. Karşılaştı gözleri nasır tutmuş avuçlarıyla. Annesinden öğrenmişti. “İsyan etmek yok.” demişti ona, “Ne olursa olsun hayatta umudunu yitirme.” diye eklemişti ardından. Dün gibi hatırasındaydı. Annesinin hatırasına karşı gelemezdi. İçi elvermezdi buna. Darılacak bir anası, kırılacak bir babası olmasa da... Hayatta tutunacak tek dalı, hayalleriydi belki. Ama hiç umudunu yitirmedi bu vakte kadar. Giydi tulumunu ve çıktı o minik evden. Ne kadar görülmek istemese de o tulumla, bir tamirci çırağıydı neticesinde. Kimseciklerde yoktu sokaklarda. Usulca yürüdü dükkana. Yine başlamıştı bir iş günü. Kilidini açtı ve girdi içeriye. Karışıktı ortalık. Derin bir of çekti ve koyuldu işe. Birkaç yorucu saatin ardından ustası da gelmişti. Bıksa da havada uçuşan emirlerden, mecburdu çalışmaya. Her an yeni bir umut bekliyordu hayattan. Ustası dalgın tavırlarını fark etti ve kükredi öteden: “Hasan! Değerli bir müşterimizin kızı gelecek bugün. İyice toparla ortalığı. Pislik bırakma kıyıda köşede.” O tok, kulak tırmalayan sesten nefret etse de: “Tamam usta.” demek zorundaydı. Bitirdi işini ve beklemeye koyuldu o değerli müşteriyi. Tam öğle vakti, güneş tüm heybetiyle yükselmişken en tepeye, kulaklara huzur veren o sesi işitti. “Kimse yok mu?” Doğruldu oturduğu yerden. Sesin sahibine ulaştı hızlı adımlarla.”Buyurun” demesiyle, karşılaştı o ışıltılı gözlerle. En derinine dokundu bakışları. Hızlandı kalp atışları. Alışık olduğu bir ritm değildi bu kalbindeki. Çok farklıydı bu sefer. Hep içinden geçirdiği o yeni umut karşısındaydı işte. Duymaz olmuştu kulakları. Ustasının sesiyle irkildi ve kendine geldi. Kızgın gözlerle arkasında belirmişti. “Bu dalgınlığına bir son ver artık!” diye fısıldadı kulağına sertçe ve sıktı kolunu tüm gücüyle. Karşısında, o kalbine dokunan gözler, almıştı tüm hislerini. Hissetmedi acıyı. Ustası ilgilendi müşterisiyle. Çekildi köşeye, ağzından dökülen her kelimeyi bütün dikkatiyle dinledi ve kazıdı aklına, işitmeye doyamadığı sesi. Bıraktı arabasını ve süzüldü dükkandan dışarı. Adını bile soramamıştı. Bir ilkti tüm bu heyecan ve anlam veremediği duygular. Ustasının emirlerine gerek bile kalmamıştı bu kez. Koyuldu işe tüm çabasıyla. Daha önce hiç bu kadar istekli çalışmamıştı o dükkanda. Hayret dolu gözlerle onu kolluyordu ustası. Tüm çabası, arabanın tamirini bitirip, bir an önce o güzelliği yeniden görebilmek içindi. Havanın karardığını anlamadan akşam etmişti günü. Bitmişti işi sonunda. Kenara çekilip, sesinin, gözlerinin hayaline doyamadığı o kızı düşünmek vardı aklında. Ustası da yoktu zaten. Çekti bir sandalye, oturdu o tatlı yorgunluğuyla. Başladı hayal etmeye. En iyi becerdiği şeydi zaten. İstemsizce sırıtıyordu yüzü. Saatten haberi bile yoktu. Bir ama düştü, düşleri arasına aniden. Güzelliği gözlerini alan, zengin bir müşterinin kızıydı. O ise basit bir tamirci çırağı... Kimsesiz, 3 kuruşa muhtaç bir çıraktı. Kendini layık göremedi ona. Kaçtı tüm huzuru, kalktı oturduğu yerden sessizce. Kapattı dükkanı ve tuttu evinin yolunu. Huzursuz, uykusuz bir gece onu bekliyordu. Zor etti sabahı. Azıcıkta olsa bir heyecan kalmıştı içinde. Çok farklıydı bugün. Farklı hisler ile açtı gözlerini güne. İlk defa uyandığında aklına gelen birisi vardı. Düşünceli bir hal sarmıştı bedenini. O güzel bakışları unutup, her şeye tüm olağanlıyla devam etmek geçti aklından. Ama biliyordu. Kararı verecek aklı değil, kalbi olacaktı. Hisleri yön verecekti ona. Geçmedi içinden unutmak. Yok sayamazdı yep yeni umudunu. Kalktı gitti dükkana, tüm düşüncelerini taktı ardına. Nasılsa arabasının tamiri bitmişti. Elbet gelecekti yeniden. Bakacaktı tüm içtenliğiyle ona. Yine dokunacaktı kalbine. Hem belki bu sefer adını sorma fırsatı yakalardı. Kim bilir belki oda onun adını sorardı. Hayal değil mi sonuçta? Neden olmasın… Nasıl geçtiğini anlamadı vaktin. Daldığı düşünceler unutturmuştu zamanı. Hava hafif kararmıştı. Birkaç saat sonra kapatacaktı dükkanı. Ustası çoktan gitmişti. Bitiyordu gün. Ama hala gelmedi isimsiz müşteri. Mutlaka gelmeliydi bugün. Haber etmişti ustası. Kalan umudunu da yitirecekti. İyice kararmıştı hava. Boynu bükük bekliyordu dükkanda. Birden, kapnın gıcırtısını işitti kulağı. Açıldı gözleri ve heyecan doldu bedeni. Döndü köşeyi o güzel, bütün endamıyla. Salınıyordu ardında hayaliyle uyuduğu saçlar. Her şeyi büyüleyici geliyordu ona. Herkesten farklı bakıyor, farklı gülüyor, herkesten farklı konuşuyordu sanki. Aşk dedikleri şey bu muydu bilmiyordu. Anlam veremiyordu düşüncelerine. Yanına geldi ve dikildi karşısında en güzel sıfatlarda. Kulakları duydu o eşsiz ses tonunu: “Çoktan kapanmıştır diye düşünmüştüm. Ancak gelebildim. Çok şükür kapatmamışsınız.” Nasıl bir ses bu? Nasıl bu kadar farklı olabiliyordu? Hemen bir şeyler söylemeliydi. Öğrenmeliydi adını. “Hadi ama!” dedi kendi kendine. Açamıyordu ağzını. Sessiz bekleyişin ardından, ağzından çıkan şey: “Kapatmak üzereydim, tam zamanında geldiniz. Buyurun anahtarlarınız.” Beceremedi yine. Soramadı adını. Onlarca hayalin ardından, kırıntıları kaldı avuçlarında. Kalmadı umudu. Yine döndü her şey eskiye. Döndü hayatı rutinine. Dokunamadı bile umuduna. Adını bile duyamadı o güzel dudaklardan. Kaçtı huzuru. Kalmadı heyecanı. “Senin neyine aşk? Neyine hayal etmek? İşine baksana sen. Boş umutlar uğruna heyecanlandım. Aptal kafam!” diye söylendi kendi kendine. Yeni bir umut bekleyişini de yitirdi artık. Tüm boşluğuyla yaşamına devam etmek zorundaydı. Son vermek geçti aklından. Tüm bu boşluğa bir son vermek... Kimse anlamazdı yok olup gitse. Hisseden olmazdı yokluğunu. Ama yapamazdı bunu. “İsyan etmek yok.” Demişti annesi. Bırakamazdı hayatı. Pes edemezdi… "
Duygusal birisinden bir öykü dinlediniz. Teşekkürler...
Etiketler:
cem karaca,
huzur,
öykü,
tamirci çırağı,
umut
Aşk insana neler yazdırıyor isimli bir diğer konumuz
Aşk insana kimi zamanda umut dolu şeyler yazdırabiliyor. Diğer yazılarımda da belirttiğim gibi, sağlıksız bir zihine sahiptir aşık kişi. Kimi zaman mutlu, kimi zaman mutsuz. Umut ile hayal kırıklıkları arasında kaybolur insan. İşte umudun doruklara ulaştığı bir anda kalemimden çıkmış bir kaç cümle aşağıda.
" Yorgunluk, bitkinlik çökmüştür üstüne. Ayakların pes etmiştir artık. Kalem tutamaz ellerin, açılmaya çekinir göz kapakların. Korkar gün ışığından. Alışmıştır karanlığa. İyi hissetmek gelmez içinden. Kap karanlıklardaki kayboluşunda bulmak istemezsin kendini. Fakat, bir kez dokunur kalbine gülümseyişi. Dikilir karşında en içten sıfatlarda. Bütün karanlıkların ulaşır aydınlığa. Huzur çöker üzerine bu kez. O kadar ısıtır ki içini o gülüş, bir yaz sabahı gözlerini günün ilk ışıklarına açmışcasına... "
Duygular arası yollarda kaybolmak istemiyorsan, hayal kırıklıkları ile dolu bir duygu dünyası istemiyorsan, önce kendini düşün. Önce kendi mutluluğun için yaşa. Mantıklı düşün, ve mutlu ol!
" Yorgunluk, bitkinlik çökmüştür üstüne. Ayakların pes etmiştir artık. Kalem tutamaz ellerin, açılmaya çekinir göz kapakların. Korkar gün ışığından. Alışmıştır karanlığa. İyi hissetmek gelmez içinden. Kap karanlıklardaki kayboluşunda bulmak istemezsin kendini. Fakat, bir kez dokunur kalbine gülümseyişi. Dikilir karşında en içten sıfatlarda. Bütün karanlıkların ulaşır aydınlığa. Huzur çöker üzerine bu kez. O kadar ısıtır ki içini o gülüş, bir yaz sabahı gözlerini günün ilk ışıklarına açmışcasına... "
Duygular arası yollarda kaybolmak istemiyorsan, hayal kırıklıkları ile dolu bir duygu dünyası istemiyorsan, önce kendini düşün. Önce kendi mutluluğun için yaşa. Mantıklı düşün, ve mutlu ol!
Aşk insanlara neler yazdırıyor konulu yazımız
Bir kaç yazı öncesinde "Aşk"dan bahsetmiştik. İşte bahsettiğimiz duruma maruz kalan birisiyim. Ve bu durumun ruh halimdeki rüzgarları işte bu yazıya da sebep olmuş. Aşağıda, eski zamanlarda "aşk" denilen illete bulaşmamın ardından kağıda dökülen bir kaç cümleyi okuyacaksınız.
" Bunca karmaşanın arasında kalan hislerim, kaldıramıyor o muhteşem gözlerindeki birkaç sitemli bakışı. Değer veriyorum her sözüne. Anlam yüklüyorum her gülümseyişine. Bir o kadarda hayra yoramıyorum manasız bakışlarını. Bıkmıyorum sebep aramaktan. Bıkmıyorum neden böyle dedi, neden öyle baktı cümlelerini kurmaktan. Manasız bakma bana Zeynebim. Karşımdayken, gülümseyişlerini eksik etme sıfatından. En yakınındayken uzakmışsın gibi zaten. Bir de yorma beni, kovalatma gülümseyişlerini. Onları görebileceğim yerlerde tut hep. Kalmadı artık halim. Koşamam peşlerinden. Bitkin bedenim, yoğun hislerim pes etmiyor bir türlü. Vazgeçmiyor seni sevmekten. Güzel saçlarının arasından attığın her bakış, en derinime dokunuyor. Kurma bana öyle sitemli cümleler. Bakma bana öyle. Nerede o eşsiz gülümseyişin? Gizleme onu benden. İncitme canımı cümlelerinle. Biliyorum. Yine ben abartıyorum tüm bunları. Ama ne yapayım Zeynebim? Çok korkuyorum yokluğunda kaybolmaktan. Korkuyorum yarım kalan gidişine devam etmenden. Kokunu bir daha hissedememekten korkuyorum. Biraz haklıyım sanki. Tüm bu abartışlarımda mı gizli aşkım? Yoksa korkularım mı gizleniyor onların ardında? Bunu da hissetmek istediğin gibi gör Zeynebim. Seni betimleyecek kelimeler ararken, güzelliğinle karşılaşıyor hayallerim Ve manasız bir sırıtış kaplıyor yüzümü. Bunu kim anlatabilir ki diyorum içimden. Kimse benim gibi sevemez seni. Kimse benim gibi hissedemez bütünüyle her şeyini. Yok sayma bunu. Bilmemezlikten gelme. Sadece gül karşımda. Sesini duyayım, kokunu hissedeyim, güzelliğine her an yeniden şahit olayım. Bana yeter bunlar. Gelmesen de, tüm bunlarda görürüm ben gelişlerin en güzelini. Dur sen orada. Yarım kalan yolunda. Gitme daha fazla. Bak oradan derin derin. "
Evet dostlar. Yazıyı eskiden okur hüzünlenirdim. Ardından bir müzik açar kendime zarar vermenin tadına varırdım. Şimdi ise "mantık" çerçevesinde yaşıyorum ve çok mutluyum. Şarkılar bile artık daha mutlu. Aşka kapıldıysanız ve kurtulamıyorsanız, doktor desteği alın, bir kıza değilde bir ilaca bağımlı olmayı tercih edin ve mutlu olun!
Duygusal birisinden yine aşk saçmalıkları dinlediniz. Teşekkürler...
10 Temmuz 2014 Perşembe
Duygusal birisi işte burada!
Herkese Merhabalar. Duygusal Birisi bloğumuz yayın hayatına başlıyor. Duygular, duygu dünyamız, duygusallık, aşk, platonik aşk, ayrılık, özlem gibi konular hakkında duygusal birisinden yazılar okumaya hazır olun. İyi okumalar!
Etiketler:
aşk,
aşk bloğu,
aşk sitesi,
ayrılık,
blog,
blogger,
blogspot,
duygu dünyamız,
duygular,
duygusallık,
özlem,
platonik aşk
Kaydol:
Yorumlar (Atom)