11 Temmuz 2014 Cuma

"İsimsiz Müşteri" isimli, Cem Karaca - Tamirci Çırağı'ndan yola çıkılarak yazılmış bir öykü çalışması

Aşağıda, Cem Karaca'nın Tamirci Çırağı isimli şarkısından yola çıkılarak yazılmış bir öyküyü okuyacaksınız. Serbest konulu bir öykü yarışması için oluşturulmuş bu öyküyü beğenmenizi umuyor ve değerli yorumlarınızı bekliyorum.

" Doğdu güneş penceresine usulca. Kamaştı gözleri. İstemeye istemeye açıldı göz kapakları. Güneşin içler ısıtan parıltıları onun için tek şey ifade ediyordu. İş vakti… Doğruldu ve sımsıcak yatağından çıkarttı çalışmaktan bitkin düşmüş vücudunu. Aynanın karşısında söylendi kendi kendine: “Nasıl bitecek bugün?” Çaresizce büktü boynunu. Karşılaştı gözleri nasır tutmuş avuçlarıyla. Annesinden öğrenmişti. “İsyan etmek yok.” demişti ona, “Ne olursa olsun hayatta umudunu yitirme.” diye eklemişti ardından. Dün gibi hatırasındaydı. Annesinin hatırasına karşı gelemezdi. İçi elvermezdi buna. Darılacak bir anası, kırılacak bir babası olmasa da... Hayatta tutunacak tek dalı, hayalleriydi belki. Ama hiç umudunu yitirmedi bu vakte kadar. Giydi tulumunu ve çıktı o minik evden. Ne kadar görülmek istemese de o tulumla, bir tamirci çırağıydı neticesinde. Kimseciklerde yoktu sokaklarda. Usulca yürüdü dükkana. Yine başlamıştı bir iş günü. Kilidini açtı ve girdi içeriye. Karışıktı ortalık. Derin bir of çekti ve koyuldu işe. Birkaç yorucu saatin ardından ustası da gelmişti. Bıksa da havada uçuşan emirlerden, mecburdu çalışmaya. Her an yeni bir umut bekliyordu hayattan. Ustası dalgın tavırlarını fark etti ve kükredi öteden: “Hasan! Değerli bir müşterimizin kızı gelecek bugün. İyice toparla ortalığı. Pislik bırakma kıyıda köşede.” O tok, kulak tırmalayan sesten nefret etse de: “Tamam usta.” demek zorundaydı. Bitirdi işini ve beklemeye koyuldu o değerli müşteriyi. Tam öğle vakti, güneş tüm heybetiyle yükselmişken en tepeye, kulaklara huzur veren o sesi işitti. “Kimse yok mu?” Doğruldu oturduğu yerden. Sesin sahibine ulaştı hızlı adımlarla.”Buyurun” demesiyle, karşılaştı o ışıltılı gözlerle. En derinine dokundu bakışları. Hızlandı kalp atışları. Alışık olduğu bir ritm değildi bu kalbindeki. Çok farklıydı bu sefer. Hep içinden geçirdiği o yeni umut karşısındaydı işte. Duymaz olmuştu kulakları. Ustasının sesiyle irkildi ve kendine geldi. Kızgın gözlerle arkasında belirmişti. “Bu dalgınlığına bir son ver artık!” diye fısıldadı kulağına sertçe ve sıktı kolunu tüm gücüyle. Karşısında, o kalbine dokunan gözler, almıştı tüm hislerini. Hissetmedi acıyı. Ustası ilgilendi müşterisiyle. Çekildi köşeye, ağzından dökülen her kelimeyi bütün dikkatiyle dinledi ve kazıdı aklına, işitmeye doyamadığı sesi. Bıraktı arabasını ve süzüldü dükkandan dışarı. Adını bile soramamıştı. Bir ilkti tüm bu heyecan ve anlam veremediği duygular. Ustasının emirlerine gerek bile kalmamıştı bu kez. Koyuldu işe tüm çabasıyla. Daha önce hiç bu kadar istekli çalışmamıştı o dükkanda. Hayret dolu gözlerle onu kolluyordu ustası. Tüm çabası, arabanın tamirini bitirip, bir an önce o güzelliği yeniden görebilmek içindi. Havanın karardığını anlamadan akşam etmişti günü. Bitmişti işi sonunda. Kenara çekilip, sesinin, gözlerinin hayaline doyamadığı o kızı düşünmek vardı aklında. Ustası da yoktu zaten. Çekti bir sandalye, oturdu o tatlı yorgunluğuyla. Başladı hayal etmeye. En iyi becerdiği şeydi zaten. İstemsizce sırıtıyordu yüzü. Saatten haberi bile yoktu. Bir ama düştü, düşleri arasına aniden. Güzelliği gözlerini alan, zengin bir müşterinin kızıydı. O ise basit bir tamirci çırağı... Kimsesiz, 3 kuruşa muhtaç bir çıraktı. Kendini layık göremedi ona. Kaçtı tüm huzuru, kalktı oturduğu yerden sessizce. Kapattı dükkanı ve tuttu evinin yolunu. Huzursuz, uykusuz bir gece onu bekliyordu. Zor etti sabahı. Azıcıkta olsa bir heyecan kalmıştı içinde. Çok farklıydı bugün. Farklı hisler ile açtı gözlerini güne. İlk defa uyandığında aklına gelen birisi vardı. Düşünceli bir hal sarmıştı bedenini. O güzel bakışları unutup, her şeye tüm olağanlıyla devam etmek geçti aklından. Ama biliyordu. Kararı verecek aklı değil, kalbi olacaktı. Hisleri yön verecekti ona. Geçmedi içinden unutmak. Yok sayamazdı yep yeni umudunu. Kalktı gitti dükkana, tüm düşüncelerini taktı ardına. Nasılsa arabasının tamiri bitmişti. Elbet gelecekti yeniden. Bakacaktı tüm içtenliğiyle ona. Yine dokunacaktı kalbine. Hem belki bu sefer adını sorma fırsatı yakalardı. Kim bilir belki oda onun adını sorardı. Hayal değil mi sonuçta? Neden olmasın… Nasıl geçtiğini anlamadı vaktin. Daldığı düşünceler unutturmuştu zamanı. Hava hafif kararmıştı. Birkaç saat sonra kapatacaktı dükkanı. Ustası çoktan gitmişti. Bitiyordu gün. Ama hala gelmedi isimsiz müşteri. Mutlaka gelmeliydi bugün. Haber etmişti ustası. Kalan umudunu da yitirecekti. İyice kararmıştı hava. Boynu bükük bekliyordu dükkanda. Birden, kapnın gıcırtısını işitti kulağı. Açıldı gözleri ve heyecan doldu bedeni. Döndü köşeyi o güzel, bütün endamıyla. Salınıyordu ardında hayaliyle uyuduğu saçlar. Her şeyi büyüleyici geliyordu ona. Herkesten farklı bakıyor, farklı gülüyor, herkesten farklı konuşuyordu sanki. Aşk dedikleri şey bu muydu bilmiyordu. Anlam veremiyordu düşüncelerine. Yanına geldi ve dikildi karşısında en güzel sıfatlarda. Kulakları duydu o eşsiz ses tonunu: “Çoktan kapanmıştır diye düşünmüştüm. Ancak gelebildim. Çok şükür kapatmamışsınız.” Nasıl bir ses bu? Nasıl bu kadar farklı olabiliyordu? Hemen bir şeyler söylemeliydi. Öğrenmeliydi adını. “Hadi ama!” dedi kendi kendine. Açamıyordu ağzını. Sessiz bekleyişin ardından, ağzından çıkan şey: “Kapatmak üzereydim, tam zamanında geldiniz. Buyurun anahtarlarınız.” Beceremedi yine. Soramadı adını. Onlarca hayalin ardından, kırıntıları kaldı avuçlarında. Kalmadı umudu. Yine döndü her şey eskiye. Döndü hayatı rutinine. Dokunamadı bile umuduna. Adını bile duyamadı o güzel dudaklardan. Kaçtı huzuru. Kalmadı heyecanı. “Senin neyine aşk? Neyine hayal etmek? İşine baksana sen. Boş umutlar uğruna heyecanlandım. Aptal kafam!” diye söylendi kendi kendine. Yeni bir umut bekleyişini de yitirdi artık. Tüm boşluğuyla yaşamına devam etmek zorundaydı. Son vermek geçti aklından. Tüm bu boşluğa bir son vermek... Kimse anlamazdı yok olup gitse. Hisseden olmazdı yokluğunu. Ama yapamazdı bunu. “İsyan etmek yok.” Demişti annesi. Bırakamazdı hayatı. Pes edemezdi… "

Duygusal birisinden bir öykü dinlediniz. Teşekkürler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder